BÜTÜN YAZILARIM, Güncel

Allah’ın sopası var mı?

İnsanlar arasındaki iletişim en pratik yolu konuşmak.

Kendimizin dışındaki insanlarla en çok, bu yolla iletişim kuruyoruz.

Sadece insanlar da değil. Başka canlılar da bu dilden anlıyor.

Pek çok hayvan eğitilince insanların sözlerini anlayıp, ona uygun hareket edebiliyor.

Bitkilerin sevgi sözcükleri ile çok daha güzel çiçekler verdikleri biliniyor.

Hatta cansızlar.

Su kristallerinin güzel sözler karşısında güzel şekillerle kristallendiği, kötü kelimelere karşılık olarak da çirkin kristallendiği biliniyor. (Merak eden buraya bakabilir : http://www.hado.com/ )

Böyle olunca insanın suya cansız demeye dili varmasa da, bilim öyle diyor, biz de şimdilik öyle demek durumundayız.

Yani iletişim için kullandığımız bu araç sadece muhatabımızın beynindeki kavramların üzerinde bulunan lambaları yakan ses dalgaları değil. Direkt fiziksel etkileri de var.

Bu da demektir ki her araç gibi bu aracın da doğru kullanılması gerekiyor.

Bu aracı bize veren, elbette ki diğer verdiklerinin olduğu gibi bu aracın da ne şekilde kullanıldığını değerlendirecektir. Diğer verdiği araçlar (ki biz bunlara nîmet diyoruz) gibi dilin nasıl kullanıldığının da hesabı sorulacaktır.

Bu aracın nasıl kullanılacağı konusunda aklıma geliveren iki örnek vereyim.
Bir gün Resulullah efendimiz’e (S.A.V.) sorulur.
– Müslüman falanca günahı işler mi?
Cevap:
– İşler.
Başka bir günahı sorarlar, cevap aynı.
– İşler.
Başka bir tanesi,
– İşler.
Sonuçta müslüman da nefis taşır ve günahtan âri değildir.
Ve bir başkası, bir başka günahı sorar.
– Müslüman yalan söyler mi?
Burada cevap değişir.
– MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ.
“Demek ki” müslüman ve yalan kelimeleri aynı anda aynı yerde bulunmuyor.
Daha da “demek ki” biri gelince diğeri gidiyor. Ya da gitmeli.

Bu aracın nasıl kullanılması gerektiği konusunda bir başka değerli söz de (sanıyorum) Hz. Ali’den (R.A.).
Kısa ve öz.
– İSTEDİĞİNİ SÖYLEYEN, İSTEMEDİĞİNİ İŞİTİR.

Bize bu araçları veren Yüce Rabbimizin, göz ve kulak gibi “alıcı” görevi olan organları ikişer tane verirken, “verici” olarak kullandığımız ağzımızı sadece bir tane vermesi de belki bu aletlerin nasıl kullanılması gerektiği konusunda bir ipucu veriyor bize.
Aynı sayısal ipucunu, göz ve kulak gibi beyin vasıtası ile ruhumuzu besleyen organların çift, bedenimizi besleyen ağzımızın ise tek yaratılması konusunda da değerlendirebiliriz belki. Ama bu, bugünkü konumuzun dışında.

Evet, açıkça görüyoruz ki, yalan, iftira, gıybet, küfür sözler, kullanılması istenilmeyen ve daha sonra hesabı sorulacak sözlerden.

Yani bunları kullanmamalıyız.

Fakat ya bilmeden kullandıklarımız.

Bir süre önce Mehmet Paksu hoca’nın bu kapsamda bir kitabını okumuştum. Sanırım insanı uçuruma götüren sözler gibi bir adı vardı. Orada bilinçli veya bilinçsiz olarak kullandığımız bu tip sözler derlenmiş ve neden tehlikeli oldukları anlatılmıştı. İsteyen alıp okuyabilir. Bazılarında Paksu hocam ile aynı fikirde olmasam da, diline sahip olmayı dert edinmiş kimselerin ufkunu genişleteceğinden eminim.

Bir süredir benim de bu tip bir düşüncem vardı. Aslında hiç bir sakıncası yokmuş gibi görünen, hatta belki söyleyenin makbul bir laf ettiğini düşündüğü ama içinde gizli tehlikeler barındıran sözleri düşünüyordum.

Bunlardan birincisini bugün burada paylaşmak istiyorum. Bahsettiğim kitapta olup olmadığını hatırlamıyorum. Ama ben buraya yazacağım.
Sık duyduğumuz sözlerden bir tanesi.
“Allah’ın sopası yok.”

Bu sözün dinî bilgisi yerinde ve imanı kuvvetli bir kimseye ilk bakışta verdiği mesaj :
Allah C.C. o kadar yüce ve kudretli ki, işlenen günahlara (daha çok “suçlara” anlamında kullanılır gerçi) çok çeşitli yollardan ceza verir, ne olduğunu anlamazsın bile.
Veya belki şu anlamda da anlaşılabilir.
Allah C.C. suçları cezalandırma işini burada değil diğer alemde yapacak. Bu suçu işleyen kişi de ötede bunun cezasını görecek.

Lâkin bu özellikleri zayıf kimseler için bu söz, içinde tehlikeler barındırıyor.

Bu sözü her duyduğumda içimde bir şeylerin rahatsız olduğunu eskiden beri bilirdim ama rahatsız eden tarafı düşünmek yakın zamanda aklıma geldi.
Beni rahatsız eden ilk yönü cümle yapısı idi.
“Allah’ın sopası yok”
“Allah’ın ……….. yok” cümle yapısı bana batmıştı.
Bir defa bu yapıya insanları aşina ettiniz mi, artık noktalı yerlere istediğinizi koyabilirsiniz.
Adalet, Rahmet, Bilgi, Gazap, Güç-Kudret,…
Kulağı tırmalamayan bir süre sonra kalbi de tırmalamayacaktır.
Tıpkı “Yukarıda Allah var” sözünde olduğu gibi.

Başka bir pencereden bakıldığında şu mana çıkabilir bu sözden.
– Allah işlenen suçları cezalandırmayacak.
– Neden?
– Çünkü sopası yok. O sopa atmaz. Yarattıklarına kıyamaz.
– Yok ya!

Hatta daha da kötüsü “sopası olmadığı için cezalandırmaktan aciz” fikrinin tohumlarını atıyor ki, Allah muhafaza.

Evet bu söz gibi başka sözlerde hatırıma geldikçe “İnsanı kündeye getiren sözler” başlığı altında yayınlamaya devam edeceğim inşaAllah.

3 Yorumlar
Paylaş

Muhiddin Yenigün

3 Yorumlar

  1. Anonymous
    2 Nisan, 2009 at 9:32 pm

    GÜZEL YORUMUNA TEŞEKKUR EDERİZ.
    Dini bütün tabiri zannımca bizlerin ifadelerinde yok.
    BEKİR PAŞALILARIN VE UMUM ÜMMETİN CUMALARINI TEBRİK EDERİZ.
    ÇALIŞMALARIN DEVAMI TEMENNİ VE DUASI İLE.

  2. muhiddin
    3 Nisan, 2009 at 6:38 am

    “İmanı bütün” ifadesi “imanı kuvvetli” olarak değiştirildi. İkazınız için teşekkürler.

  3. Anonymous
    10 Mayıs, 2009 at 7:51 pm

    fikir bahçesine yeni
    çiçekler açılıyor,düşünce sahiplerine pencereler vücuda geliyor,Bekir paşa faaliyeti devam ediyor, selam ve dualar ediyoruz.

Bu konuda sizin de söyleyecekleriniz ya da sormak istedikleriniz varsa aşağıya yazabilirsiniz (yayınlanacağını garanti etmiyorum):

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.