BÜTÜN YAZILARIM, Güncel

‘Bir’ aşk hikayesi

bir-ask-hikayesi

Zengin kız fakir oğlan aşkı en bilindik aşk hikâyelerindendir. Belki yüzlerce filme konu olmuştur.

Film demişken, içinde ucundan kıyısından aşk bulaşmamış bir film yoktur desek herhalde abartmış olmayız.

Ya edebiyat?

Leylâ ile Mecnûn, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı…

Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk roman olan “Taaşşuk-u Talât ve Fitnat” da bir aşk hikâyesidir.

Müzik, resim ve tüm sanat dallarının ana malzemesidir aşk.

Bu kadar esere konu olan aşk nedir peki?

Bu kelime için bin kişiye sorsanız bin farklı cevap alabilirsiniz, bu yüzden biz Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündeki tanımı esas alacağız.

Aşk:  isim Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, sevda, amor.

Bu tarif üzerinden gidersek, tüm sanat dallarına ana malzeme olan, karşı cinsiyetler arasındaki aşkın tek aşk türü olmadığı ve daha başka aşkların da varlığı ortaya çıkmaktadır.

Kimi arabasına âşıktır, her gün yıkar, temizler, varını yoğunu ona yatırır, utanmasa akşamları içinde yatacaktır.

Kimi tuttuğu takıma âşıktır. Kar kış demeden binlerce kilometre takımının peşinde gezer. Topa vurduğu için para alan, kim daha çok para verirse onun için topa vuran kişileri desteklemek için parasını ve zamanını verir.

Kimi sigaraya âşıktır, kimi içkiye.

Aşk türlerini daha da artırabiliriz.

Para aşkı.

Şöhret aşkı.

Makam aşkı.

Bilim aşkı.

Sanat aşkı.

En büyük aşk, devlerin aşkı, ölümsüz aşk ifadeleri gazetelerde sık sık gördüğümüz ifadelerdendir.

Peki, en büyük aşk hangisidir?

Mecnûn’un Leylâ’ya olan aşkı mı?

Ferhat’ın Şirine olan aşkı mı?

Bülbülün güle olan aşkı mı?

Pervanenin ateşe olan aşkı mı?

Bence bunların hiç biri değil?

Tariften de anlaşılacağı üzere aşkın temeli sevgidir. Aşk sevgiyi bir noktaya kanalize etmekle başlar.

Yani aşk bir nevi sevgi yoğunlaşmasıdır.Hatta İngilizcede Aşk ve sevgi aynı kelime ile ifade edilir.

En büyük sevgi de bütün sevgilerin kaynağı, tüm sevgiler onun sevgisinin bir yansıması olan Rabbimizin yarattıklarına olan sevgisidir.

Sevmiş ki yaratmış.

Yaratmakla bırakmamış her an üzerimizde tasarrufunu devam ettirmekte.

Bu da gösteriyor ki sevmeye devam ediyor.

Acaba bizde bu sevginin karşılığı var mı?

Biz Rabbimizi ne kadar seviyoruz?

Bunu anlamanın en kolay yolu, isteklerini ne kadar ciddiye alıp ne ölçüde yerine getirdiğimize bakmaktır.

Kesin bir ifadeyle davet ettiği, günde beş tane randevuya hiç aksatmadan gidiyor muyuz meselâ?

Neyse, herkes kendi ölçümünü kendisi yapsın diyoruz ama şunu da ilâve ediyoruz.

Allah’ın katındaki değerinizi merak ediyorsanız, kalbinizde Allah’a verdiğiniz değere bakın.

Evet, biz Allah’ı C.C. ne kadar seviyoruz?

Bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir ve belki haklıdır da.

Biz Allah’ı seviyoruz, ancak o bize seveceğimiz başka şeyler de vermiş. Evlâdımızı severiz, eşimizi severiz, memleketimizi severiz, rızkımızı severiz, ahbaplarımızı severiz, güzel bir çiçeği severiz, bir kedi yavrusunu severiz, severiz de severiz.

Bir kalbe bu kadar sevgi yerleştirilirse Allah’ı sevmeye yer kalır mı?

Kalır.

Nasıl olacakmış o?

Her şeyi ona istinaden severek.

Biraz daha açmak gerekirse:

Evlâdımızı severken onların Allah’ın C.C. bir lütfu, Allah’tan gelen bir nimet olduklarını idrak ederek seversek kalbimizdeki o bölgeyi sadece evlâdımıza ayırmamış oluruz.

Eşimizi, hem bu dünyada hem ahirette bize yarenlik etmesi için Allah’ın gönderdiği hayat arkadaşımız olarak seversek, o bölgeyi de sadece eşimize tahsis etmemiş oluruz.

Güzel bir çiçek gördüğümüzde hem o çiçeği yarattığı, hem de bize, yarattığı o çiçeği görebilme kabiliyeti verdiği için, yani Allah C.C. namına sevmeliyiz.

Bunun gibi, Rabbimiz için yaratılmışların en kıymetlisi olan Rasûlullah (S.A.V.) da dâhil olmak üzere tüm yaratılmışları, O (C.C.) yarattı diye sevmeliyiz.

Yarattıklarını O (C.C.) yarattı diye seversek, sevgimizi israf etmemiş oluruz.

Yunus Emre’nin “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” sözü de tam bu manayı ifade etmektedir.

Tabi bu şekilde sevdiğimiz şeylerin, Allah’ın sevme dediklerinden olmaması da önemli. Onun sevme dediği şeyi onun namına sevmek de büyük bir çelişki olur. İşte, “bir kalpte iki sevgi olmaz” sözü bu tür sevgiler için geçerlidir. Bu sebeple neleri sevdiğimize de dikkat etmemiz gereklidir.

Bütün bunlara ilave olarak şunu da göz önünde bulundurmak gerekir.

Yaratılan her şeyi sevdiğimizde bu sevgide Rabbimizin de hissesi olduğunu bilmek güzeldir lâkin Rabbimize yönelik olan sevgide başkalarına pay vermek çok tehlikelidir. O makam sadece ona aittir. O makam bir hadisi kutside şöyle tarif ediliyor:

Ben semavata ve yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.

Burada “mümin kulun kalbi” tarifi önemli. O makama, onun sevmemizi istemediği şeyleri de sığıştırmaya çalışırsak, o kalp artık mümin kulun kalbi olmayabilir, Allah muhafaza.

– Bu yazı ZAFER DERGİSİ’nin 2016 Şubat (470.) sayısında yayınlanmıştır.

0 Yorumlar
Paylaş
Etiketler: ,

Muhiddin Yenigün

Bu konuda sizin de söyleyecekleriniz ya da sormak istedikleriniz varsa aşağıya yazabilirsiniz (yayınlanacağını garanti etmiyorum):

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.